15 Haziran 2016 Çarşamba

Mücella- Nazan Bekiroğlu




Uzun zaman olmuş klavyeyi elime almayalı...
Öncelikle selam olsun gözlerinize inşallah.

Sebaat önemli bir kelime benim hayatımda, bir kitaba sebaat etmek, hatıra sebaat, gönüle sebaat, son'a sebaat...

Mücella da kendi gibi bizleri sebaat ehli yapacak diye iç geçirmedim değil ara ara... Ama annemin bir deyimi geldi hep hatırıma; ''kendisinin yoksa da sahibinin de mi hiç hatırı yok?''.
Anladığınız üzere Mücella ben fakir için zor ve sabır gerektiren bir kitap oldu muhterem kârilerim...
En son okuduğum Nazan Bekiroğlu romanı dimağımda bu kadar tat bırakmışken Mücella tam bir fiyasko tabir-i caizse.

Müzbin bir bekar olan Mücella ablanın doğumundan vefatına kadar mahallesindeki serüvenini anlatıyor kitap.
Nazan hocanın kalemi de şahsı da başkadır gönlümde, bu sebepten ha şimdi ha şimdi diye bir yerlerde kitabın beni sarmasını bekledimse de nafile.. Ta ki son sahifedeki yazarın kitabı yazma maksadını okuyunca anlamlandırabildim durumu. Yoksa Nazan Hanım neden böyle bir kitap yazsın ki? Burada neyi amaçlasın ki? sorularıyla geçti benim için kitap... Romanlarına muhakkak kendisini de iliştirmeyi seven yazarın meğer çocukluğundan bir iz imiş Mücella karakteri...mahallesinin karakteri... Ve kendisine ''Sen doktor değil yazar olacaksın, birgün beni de yaz olur mu'' diyen kimseymiş Mücella. Anladım ki bu kitap bir vefa namına yazılmış. Bir söz uğruna yazılmış. 

Mücella'ya göre kendi hayatı durağanlık içersinde geçmiş, silik ve yitik bir yaşamın tarihten bu kadar kolay silinmesini istememiştir. 
Bu yüzden de bir nevi gözünün önünde yetişen edebiyatı kuvvetli Nazlı' ya (yazar) kendisini kaleme almasını rica etmiştir.

Romana dair altı çizili satırlarım olmadığından özeti bu şekilde kapatmış olayım. 
Çok daha güzel ve eski tatlarında bir Nazan Bekiroğlu romanında tekrar karşılaşmak dileğiyle...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder