0-2 yaş dönemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
0-2 yaş dönemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Ekim 2018 Cumartesi
Güvenli Bağlanma- 0-6 Yaş Dönemi Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural- Adem GÜNEŞ
Güvenli bağlanma...
Eğitimcilik hayatımda da anneliğimde de en önemsediğim konu.
En doğru bağlanışı gerçekleştirebilmek adına ''en az okuma hatta hiç kitap okumama'' sürecine girmiş olsam da öncesinde okuduklarımla ilgili bir kaç kelam etmek gerek.
Güvenli bağlanma 0-3 yaş arasında anne ile bebeğin kurduğu en özel, en temel hayat basamağı.
İnsanoğlu mutlaka bağlanmak zorunda ama güvenli ama kaygılı ama karışık...İnsanın ileri ki yaşamında sonuçlarını bizzat göreceği bağlanma çeşidi bu nedenle çok önemli...
Yetişkinlerde görülen bir çok psikolojik rahatsızlığın bağlanma temelli olduğu ispat edildi. Bunu bilen her anne gibi benimde kızımla kuracağım ilişkide en dikkat ettiğim temel nokta burası.
Adem Güneş evvelinden beri takip ettiğim tanıdığım bir pedagog.
Anne olmadan öncesinde bol bol okumuşluğum bile var kitaplarını. Nedense bu iki önemli kitabını anneliğimde okumak nasip oldu.
Keşke olmasaydı!...
Neden mi böyle diyorum?
Çünkü yeni bir annenin hassas duygularını alt üst edercesine hoyratça bir üslup kullanıldığı için bu kitapları hiç ama hiç sevmedim...
O kadar ki bir pedagogdan yardım alma ihtiyacı hissettim ve pedagoga bile gittim.
Zihnimi bulandıran doğal ebeveynciler grubu güvenli bağlanmaya dair adeta reçete yazıyorlardı sürekli.
Kitaptaki en üzerinde durulan husus ise uyku;
''3 yıl bebek ile anne aynı yatakta yatmak zorunda!''
Birincisi bu nasıl bir cümle?!
Bu kadar ağır ve kesin neye dayanılarak konuşulabilinir. İkincisi okuyucu kitlesi ebeveynler olan bir yazar- pedagog asla bu denli incitebilecek cümleler kurmamalı. Ne yani aynı yatakta yatılmayan çocuklar güvenli bağlanamıyor mu?
Aynı yatakta yatmamış ama güvenli bağlanmış bir sürü örnek var.
Güvenli bağlanmak sadece aynı yatağı paylaşmak üzerine kurulu bir kavram değildir ki!
Çocuğu ile yeterli ten teması, göz teması, ses teması kuran bir çok anne aynı yatakta yatmadan da güvenle bağlanabilir (pedagog sözüdür).
Bir kere işin ehli olan hiç kimse çocuk gelişimiyle ilgili bu kadar kesin, keskin tariflerde bulunamıyor. Çünkü her çocuk biricik ve her çocukta çok fazla değişken var.
Ayrıca psikolojide bir durumun gerçekleşmesi birden fazla olay ve durumla ilişkiliyken tek bir davranış baz alınarak sonuç elde edilemez. Davranışlar bütünü bir sonuç ortaya çıkar.
Sonra çalışan anneler ile ilgili de yazarın oldukça iddialı ve rencide edici sözleri mevcut. Sanki çalışan anneler çocuklarıyla güvenli bağ kuramayacak dercesine anlatılara sahip.
Bir pedagog için oldukça hazin bir durum!
Bunu da psiko-genetik çalışan bir akademisyen olarak söyleyebilirim ki Adem Güneş ne kadar güvenli bağlanmalar için belli kurallar geliştirse de doğalında akışta olan her anne çocuğuna güvenle bağlanabilir. Yeter ki akışta olsun. Bebeğine kendini teslim etsin..
''Güvenli Bağlanma'' kitabında doğru bir çok bilgi yer alsa da kullanılan dil ve yazarın yorumsal yaklaşımları beni oldukça rahatsız etti. Bu nedenle diğer bir çok bilgiyi de gölgeledi...
İkinci kitap; 0-6 yaş dönemi çocuk eğitiminde 100 temel kural ise oldukça pratik, basit şiarlardan oluşan bir kitapçık mahiyetinde.
Kurallar uzun uzadiye açıklanmadan sadece başlıklar şeklinde verilmiş.
Sütten kesme, tuvalet eğitimi, okula alışma dönemi gibi bir çok konu var.
İlgilisi için güzel.
Fakat yine süzgeçten geçirilmeli.
Sonuç olarak; okuyacak herkesin özellikle annelerin tek bir doğru ve yöntemin çocuk gelişimiyle ilgili salt doğru teşkil etmeyeceğini bilmesi bu tarz kitapları daha doğru algılamayı sağlayacaktır.
Şu zamanda anne olmuş bir çok diplomalı kadının dramı olan; okuyarak ''doğru anne''- ''mükemmel anne'' olma çabası çok fazla yetersizlik hissi uyandırıyor. Bunun yerine daha fazla kendine ve güdülerine güvenen anneler olabilirsek asıl o zaman olması gereken olacak ve güzel çocuklar yetiştireceğiz inşallah...
Allah annelerle beraber olsun.
Anneler Allah ile beraber olsun.
Ve Allah hepimizi korusun.
10 Eylül 2018 Pazartesi
Yeni Annelere Mucize Çözümler- Tracy Hogg
Okuduğum ilk anne gelişim kitabı olduğundan mı yoksa hakikatinden mi bilemiyorum çok istifade ettiğim bir isim oldu Tracy Hogg...Post-it lerimden de anlaşıldığı üzere...
Her ne kadar okuyalı epey bir zaman olsa da yazımı şimdiye nasip oldu.
Tracy Hogg hemen hemen tüm yeni nesil annelerinin bildiği bir isim... biraz klasikleşmiş.Emekli bir bebek bakım hemşiresi. Çok fazla bebek görmüş, tanımış...tecrübeleriyle de bir danışman haline gelmiş.
Kitabına dönersek; okuması çok rahat, bir çırpıda biten, akıcı ve kolay bir kitap. İçerik değerlendirmesinde ben hep batı ile doğunun bakış açısı farkını önüme mihenk koydum. Çocuk eğitimine dair batıdan aldığımız tüm ekolleri bu şekilde değerlendirmek gerekli. Zira batı çocuklara, bir an önce bağımsızlaşıp uzaklaşması gereken kişiler olarak bakıyor ona göre de eğitim methodu uyguluyor. Bu bize ne kadar uygun?
Bağımsız çocuklar için (sağlıklı) önce bağımlı çocuklar yetiştirmemiz gerekiyor.
Duygusal sıhhati yerinde, herhangi bir yoksunluk ile büyümeyen doygun bir ruh...amaç ve gaye bu olunca batının eğitim ekollerinin hepsi süzgeçten geçmek zorunda kalıyor.
Tracy Hogg bu süzgeçten epeyce geçebilen nadir yazarlardan.
Sağlıkçı geçmişinin bunda payı oldukça yüksek.
Kitabında bir bebeğe ve ihtiyaçlarına dair her şeyi bulabiliyorsunuz.
Beslenme bölümü, uyku bölümü...
Ve Tracy Hogg ile özdeşleşen en çok işime yarayan E.A.S.Y. methodu; Eating (beslenme), Activity (aktivite), Sleep (uyku), Your time (senin zamanın).
Doğumdan itibaren Reyyan'a bu sıra ile yaklaştık ve çok işimize yaradı.
Ne olarak mı?
Ne için ağladığından emin olmak için.
Aç olduğu için mi?
uyumak istediği için mi?
sıkıldığı veya yorulduğu için mi?
ilk zamanlar bu ayrımı yapmak oldukça zor olabiliyorken bu sırayı takip etmenin faydasını çok gördük. Bu ayrımları yeni anne henüz bilemediğinden bebeği her ağladığında emzirip sonrasında da emzik görevi görüyorum diye hayıflanan bir çaresizlik içerisinde kalıyor.
Bu yöntem ile bebeğinizin tok olduğundan emin olduktan sonra teker teker diğer seçenekleri eliyorsunuz.
Bu sayede annelerin en yüksündükleri; beslenirken uyuya kalmak gibi dertleriniz de olmuyor.
E.A.S.Y methodu haricinde bebek karakter analizi de diğer bi en sevdiğim bölümdü.
Bebek tiplerini anlamak gerçekten ufkumu açtı.
5 tip bebek karaktei vardır diyor yazar; Melek Bebek, Kitap Bebek, Nazlı Bebek, Hareketli Bebek ve Huysuz Bebek.
Elif Reyyan'ın analizini yaptıktan sonra ona yaklaşırken hep bu anlayışı benimsiyorum.
Bunun yanı sıra 3 gün kuralı da mihenk taşım oldu...Her değişimin sadece 3 gün sıkıntı yaratacağını biliyor ve ona göre davranıyorum.
Kitabı tekrar elime aldığımda neden Tracy'nin bana bu denli yakın geldiğini bir kere daha anlıyorum...
Mevzu uyku...
Aylar sonrasında eğitim ekollerini incelemekten kafası yanmış bir ben olarak altını çizdiğim şu satırlar bir kere daha bana orta yol yolculuğunun (ehli-sünnetin) kıymetini gösteriyor:
Güvenli bağlanma teoremi savunucusu Pat Yearian ve meşhur ağlatarak uyutma eğitimcisi Feber...
Her İki düşünce tarzının da mantıklı yanları olduğu açık bunları savunan uzmanlar çok eğitimli kişiler anlaşılır bir biçimde her iki yaklaşımında ortaya koyduğu meseleler aslında basında sıkça ateşli bir şekilde tartışılmaktadır.
Makul uyku yöntemi (ki bu Tracy Hogg'a ait bir yöntem) her iki düşünce tarzının da bazı yönlerini barındırıyor.
Bırak ağlasın teorisinin bebeği dikkate almadığını ve aile yatağı kavramının ebeveynleri neredeyse yok saydığını inanıyorum benim görüşüme göre bebeklerin nasıl kendi başlarını uykuya dalacaklarını öğrenmeleri gerekir kendi karyolalarında kendilerini güvende hissetmeleri gerekir ama aynı zamanda kendilerini sıkıntıda hissettiklerinde bizim onları rahatlatmamıza da ihtiyac duyarlar aynı zamanda ebeveynlerin de yeterli dinlenmeye kendilerini ve birbirlerine ayıracakları zamanlara ve hep bebek üzerine kurulu olmayan bir yaşama ihtiyaçları vardır ama bebeklerine zamanlarını enerjilerini ve dikkatlerini vermeleri de gerekir. Bu iki hedef grubu birbirleriyle çelişkili değildir.
Bebeğimizi kucağına almanızda ya da ona sokulmanızda yanlış olan bir şey yok ve elbette ağlayan bir bebek uygun şekilde yatıştırılmalıdır sorun daha önce de belirttiğim gibi ebeveynlerin genelde hangi noktada rahatlatmanın bitip kötü alışkanlığın başladığını bilmemeleridir.
Sonuna kadar katılıyorum..
Uyku ve beslenmenin haricinde alt değişimi ve banyo hususlarında da Tracy'nin bir çok yöntemini kullandım.
Dediğim gibi bir an önce bağımsızlaştırma bariyeri haricinde oldukça benim anlayışıma yakındı kitap.Çok istifade ettim.
Tüm yeni annelere ve anne adaylarına şiddetli okuma önerisidir.
25 Haziran 2018 Pazartesi
Işığın Yolu- Nilüfer Devecigil
Uzun zamandır çok ciddi kitaplar bitirsem de paylaşma
fırsatı bulamamamın yegane sebebidir 3 aylık kızım.
Çünkü annelik bunu gerektirirdi.
Doğumdan itibaren birçok kitap okuyup anneliğe – ebeveynliğe
dair bilgi edinmek istedim. Bu süre zarfında nice eğitim ekolüyle daha tanıştım.
Bir eğitimci olarak insanın kafası bu denli karışıyorsa… diğer insanları
düşünemiyorum!
İnsanoğlu karmaşık bir canlı ve dahi her biri biricik o
nedenle tek bir methodolojisi yok elbette bu işin ancak ortak bazı noktaları
var. Bunları baz alarak kendi ebeveynliğimizle harmanlamamız gerektiği sonucuna
vardım.
Tüm okumalarımdan Işığın Yolu kitabını paylaşarak başlamak
istedim. Zira beni en derinden etkileyendi bu kitap. Bir psikolog tarafından
yazılması, roman akıcılığında olması, bir hikaye üzerinden bu denli pedagojik
öğretilerin verilmesi çok başarılıydı.
Bebek bakımı, eğitimi, annelik serüveni kitapları bir yana,
ilk aylarda kurulacak olan güvenli
bağlanma kuramı bir yanaydı benim için.
Güvenli
bağlanma bir insanın hayatındaki en önemli virajlardan biri çünkü. İleri yaşlarda
yaşanılan psikolojik sorunların en temelinde 0-12 aylık dönemde anneyle güvenli bağ kuralamaması yatıyor.
Bir anne olarak çocuğumun ne giydiği, nerelerde okuyacağı,
hangi mesleği seçeceği, başarılı bir insan olup olmayacağıyla ilgilenmiyorum.
Tek dileğim ruhsal ve zihinsel olarak sağlıklı bir birey olmasına yardımcı
olmak. Gerisini o getirecektir zaten. Fakat genel olarak topluma baktığımda
ebeveynler çocuklarının psikolojisini hep arka planda tutarak bazı hedefler
koyuyorlar kendilerine, ne acı!
Sağlıklı bir bebekteki ilk adım ise annesiyle güvenle bağ
kurabilmek..
Nedir güvenli bağlanma?
Bütün eğitim sistemleri çocukları bağımsız birer birey
olarak yetiştirmeyi hedeflese de evvela insanoğlu bağımlı ilişki
geliştirebilir. Ondan sonra güvenli ayrılma söz konusu olacaktır. Bizler batı
özentiliğimizle daha bebekken bu bağımsızlığı vermeye çalışıyoruz
çocuklarımıza; kucağına alma şımartma, sallayarak uyutma alışır, ağlatarak
yalnız bırak ağlamamayı öğrensin ve daha trajik bir çok kalıp…
Tüm bunlar anne ile bebeğin arasında oluşması gereken
güvenli bağı zedeleyici yaklaşımlar. Bu nedenle doğal ebeveynlik diye yeni bir
akım başlamış durumda. Aslında bildiğimiz geleneksel, büyüklerimizin uyguladığı
bir yöntem. İlk aylarda sürekli kucakta olan bir bebek, ayakta, sallanarak,
ninnilerle uyutulan bir bebek, istediği zaman beslenen yani velhasıl içgüdüsel
olarak yapılan ve yapılacak olan ebeveynlik aslında. Ama tüm bu Avrupai yaklaşımların
karşısında durabilmek adına psikolojik alt yapıları izah edilerek pedagoglarca
anlatılmış olan.
Doğal ebeveynlikte; Göz teması, yüz ifadesi, ses tonu,
mimikler, beden duruşu gibi sözsüz mesajlar ve bebeğin ihtiyacının ne kadar
hızlı karşılandığı en önemli iletişim unsurlarını oluşturuyor.
Bir örnek üzerinden anlatıyor Nilüfer Devecigil güvenli
bağlanmayı;
Annelerinin odada
olmadığını fark edince ağlayan ve anneleri geri gelince onun kucağında
rahatlayarak oyuncaklarla oynamaya devam eden bebeklerdi güvenli bağlananlar.
Kaygılı bağlanan bebekler,
annelerinin odadan gittiğini görünce ağlıyorlardı, anne geri geldiğinde ise bir
daha kucaktan inmiyor ve sakinleşemiyorlardı.
Güvenli bağlanmanın haricinde, Karmaşık Bağlanma, Kaygılı
Bağlanma, Kazanılmış Sağlıklı Bağlanma gibi bağlanma çeşitleri daha var.
Bebeğinizle nasıl bir bağlanmaya sahip olacağınız aslında geçmişte annenizle
nasıl bağlandığınızla doğru orantılı olarak gelişiyor. Evvela kendi bağlanma
çeşidimizi bulmamıza yardımcı oluyor yazar. Kendi iç çalışmamızı da destekliyor
böylece.
Bütün bu bağlanma şekilleri bebeğinizin beyin yapısının nasıl gelişeceğiyle alakalı. Mutlu, sevgi ve güven ortamında yetiştirilen çocukların
beyin gelişimlerinin çok daha iyi olduğu ispatlandı.
Bebeklerin zihnini şu şekilde şematize ederek anlatıyor
kitap;
İki katlı bir ev düşünürsek. İlk kat ilkel beyin, ikinci kat ise sofistike
beyin. İlk kattaki sistem doğru kurulmadan ikinci kat sağlam oluşmuyor.
Üst beyin, mantık yürütme, planlama, konuşma, karar verme ve
en önemlisi de dürtü kontrolü gibi önemli davranışların regülasyonlarını
içeriyor. Alt kat yani ilkel beyin ise nefes almak, duymak, beslenmek, uyumak,
ve hayatta kalmak gibi daha ilkel fonksiyonlara sahip.
Yüz milyar sinir hücresi nöronla geliyoruz dünyaya. Bu
nöronlar ateşlenip topraklanarak birbirleriyle bağlantılar kuruyor ve bir
network oluşturuyor. Burada önemli olan nöron sayısı değil. Hangi nöronların
hangileriyle ağ oluşturduğudur. Ebeveyn güven verirse, bebeği her sinyal verdiğinde
onun ihtiyacını karşılarsa, bu dünya güvenilir, ilişkiler güvenilir
şeklinde düşünce kalıplarını içeren ağlar oluşur bebeğin beyninde. Eğer tam
tersi ağlar oluşturursa yetişkinlik yaşlarındaki ilişkilerinde güvensizlikler
yaşar.
Sofistike üst beyin ile ilkel alt beynin dilleri birbirinde
farklı. Biz genelde üst beynin diliyle ilkel beyinle konuşmaya çalışıyoruz. Ebeveynlik
kitaplarının kahir ekseriyeti üs beynin diliyle yazılmış durumda. Bebeklerimizin ilkel
beyinlerine hitap edemiyoruz böylece ilk kat sağlamlaşmadan üst katı da
sağlıkla inşa edemiyor oluyoruz. O nedenle birçok yöntem bebeklerimizi
ehlileştirmek şöyle dursun daha da agresifleştirerek pes ettirmeye
yönlendiriyordu.
İlkel beyni terapi
edebilmek için yapılması gereken sadece göz teması, dokunma ve sakinlik
becerileri içermesi gerektiğini bilmekti.
Çocuklarımızı kendi iç
çalışmamız kadar anlıyor ve de destekliyoruz diyor yazar. Yani çocuklarımızı
terapi edebilmek için evvela kendimizi regüle edebilmeliyiz.
Ebeveyn- çocuk ilişkisi adil bir ilişki değildir. Sadece
vermek üzerine kuruludur. Bu taşmalardan çocukları korumak adına kendi geçmişimizle
çalışmamız gerekir.
İnsan kendiyle nasıl çalışır? Sorusunun cevabı ise oldukça
uzun ve derin. Kitap bu noktada bir miktar yol gösterici diyebiliriz.
Tüm bunların yanı sıra kitapta, insanın kendi zihnini
anlamlandırmasıyla ilgili bir paylaşım dikkatimi çok çekti.
Benim için çok önemli olan bir konu bu;
Bilim insanları beynin dinlenme zamanında ne yaptığına
baktılar. Yani kitap okumadığı, çalışmadığı, bir aktiviteyle meşgul olmadığı
kısacası sadece dinlendiği an beyinde nasıl bir aktivite olduğunu görmek
istediler. Ve taramalarda beynin dinlenme halinde aktif olduğunu gördüler. Ve
bu zihin haline default mod dediler.
Default moddayken
4 farklı zihin aktivitesi keşfedildi.
İlki; tecrübe ettiğimiz her şeye yorum yapması, özellikle de
yargılamayı seviyor bu hal; şöyle olmalı, böyle olmalı…
2.si geçmişteki hatıralarla geleceğe senaryolar yazıyor,
3.sü ise ego yapılandırması
Doğumdan sonra çalışmadığım ve zihnimi
doldurmadığım süreçte yaşadığım tamamen default
mod olmuş. Anneliğe dair şöyle olmalı, böyle olmalı en iyisi nasılsa öyle
olmalı araştırmaları ve hatta bu uğurda çalışma hayatını, kariyeri, mesleği her
şeyi bırakma düşünceleri sarmıştı zihnimi. İlmel-yakin olarak bildiğim eski
düşüncelerimin yerini -malı -meli gereklilik kipleriyle dolu düşünceler
almıştı. Oysaki Müslüman Kadının Kariyer Planlaması konulu seminerler veriyor
ve kendi iş planımı bile annelik ihtimallerine göre düzenliyordum. Yani aslında
zihnimde bu hususla ilgili çalışmalar mevcuttu. Fakat default moda geçince
zihnin çalışması çok değişiyormuş.
Zihnin default moda geçtiğini her farkettiğinizde onu tecrübe
moduna (bir işle meşgul olma hali) çekerseniz, zamanla beynin o bölümünün
nöronları topraklanıyor, topraklanma arttıkça default mod daha az aktif oluyor.
Bu nedenle 3.ayımız biterken zihnimi bir çok uğraşla daha
meşgul ediyor ve daha çok tecrübe moduna sokarak default moddan sıyrıldığımı
gözlemliyorum.
İnsanın zihnini tanıyabilmesi muazzam bir deneyim.
Ve bu kitap zihnimi, kalbimi, ruhumu ve artık anneliğimi tanıma yolculuğumda bende iz bıraktı.
Şiddetli tavsiyedir muhterem kâriler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


